News Photo
  • Mayıs 22, 2020

Şiddetli Geçimsizlik

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nda, boşanma davasının birden çok sebebe dayanabileceği düzenlenmiştir. Buna göre boşanma davası TMK’da sayılmış özel sebeplerden birine, ya da “genel sebebe” dayanarak gerçekleşebilir. Özel sebepler şunlardır:

  • Zina
  • Hayata kast
  • Pek kötü muamele, onur kırıcı davranış
  • Haysiyetsiz yaşam sürme
  • Terk
  • Akıl hastalığı
  • Suç işleme

Kanunun, özel ve genel sebepler şeklinde bir ayrım yapmasının sebebi şudur: Boşanma davası açan eş yukarıda sayılmış özel sebeplerden birinin gerçekleştiğini ispat ederse, hakimin boşanmaya karar vermesi yasal bir gereklilik halini almaktadır. Hakimin artık bu noktada “takdir yetkisi” kullanarak boşanma kararı yerine davanın reddine karar vermesi ya da boşanma istemini reddetmesi mümkün değildir.

Ancak, bu yazının da konusunu oluşturan genel sebebe dayanılarak boşanma davası açılırsa, hakimin takdir yetkisi bulunduğunun belirtilmesi gerekecektir. Genel sebep ise, Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde düzenlenmiş olan “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” halidir. EBTS olarak kısaltılan bu sebep, genel bir sebep olmakla birlikte; bu sebebe dayanılarak açılan boşanma davalarında boşanmaya karar vermekte hakimin takdir yetkisi bulunmaktadır.

Hakimin Takdir Yetkisi

Hakim, eşlerin evlilik birliklerini yeniden kurabileceklerine kanaat getirirse, boşanmaya karar vermeyebilmektedir. Bu noktada hakimin hangi unsurlara dayanarak boşanma istemini reddedeceğine ilişkin net bir saptama yapmak güçtür. Ancak; tarafların duruşmadaki hal ve tavırları, sosyal geçmişleri, bulundukları statüler, evliliklerinin geçmişi, çocuklarının bulunup bulunmadığı, varsa çocuklarıyla iletişimlerinin nasıl olduğu, uyuşmazlıklarının “şiddetli geçimsizlik” ölçüsünde olup olmadığı, eşlerin farklı yaşam felsefelerinde olup olmaması gibi tespitler hakimin boşanmaya karar vermesinde etkilidir.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması (EBTS)

EBTS olarak kısaltılan bu genel sebep, eşler arasında önemli fikir, görüş ve duygu ayrılıklarının var olması ve bunların giderilememesini ifade etmektedir. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı hallerin büyük bir çoğunluğunu geçimsizlik şeklinde ifade etmek mümkündür. Ancak bu her zaman böyle olmayabilir. Başka bir söyleyişle, bazı olaylar geçimsizliğe yol açmamalarına rağmen evlilik birliğini temelinden sarsmış olabilir. Örneğin, bir kazanın eşlerden birini evliliğin gereklerini yerine getiremeyecek ölçüde sakatlamış olması durumunda, taraflar birbirlerini sevmeye devam ediyorlarsa, geçimsizlik olmamasına rağmen evlilik birliği temelinden sarsılmış olabilir. Bu durum bizzat kaza sebebiyle sakatlanan taraf için söz konusu olabileceği gibi, diğer eş için de söz konusu olabilir.

Belirtelim ki, EBTS’nin en elle tutulur sonucu şudur: Eşler, birlikte ortak bir hayat sürdüremeyecek denli fikir ya da duygu ayrılığı içerisine girmiş olmalıdır. Bu şartın gerçekleşip gerçekleşmediğini hakim takdir etmektedir; bu sebeple, davacı eş hakimi ikna edici somut delil ya da vakıalarla iddialarını ispat etmelidir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabul edilmesi için, olaylarda davalı eşin daha kusurlu olması gerekmez. Kusurlu olan eş de bu sebebe dayanarak boşanma davası açabilir. Ancak şunun önemle belirtilmesi gerekir ki, davalı eş, davacı eşin daha kusurlu olduğunu ileri sürerek davaya karşı koyabilir. Davalı eş, ister kusurlu ister kusursuz olsun, açılan boşanma davasına davacının daha kusurlu olduğunu ileri sürerek cevap verebilir; boşanmayı istemediğini belirtebilir.

Bu yüzden alanında uzman bir boşanma avukatı ile iletişime geçmek hem dava sürecinin iyi yönetilmesi hem de istenilen sonuca daha çok yaklaşılabilmesi açısından önem teşkil etmektedir.

Nitekim, Yargıtay’ın şu kararı da açıklamalarımızı doğrular niteliktedir:

“Dava, erkek tarafından açılan Türk Medeni Kanunu'nun 166/1. maddesine dayalı evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davalı kadının, eşiyle cinsel birlikteliğe yanaşmadığı, karı koca ilişkilerinin olmadığı, tarafların birlikte sosyal paylaşımlarının olmadığı, davacının kanser hastası olan annesine davalı kadının bakmak istemediği, sık sık yüklü miktarlarda kredi kullandığı, sürekli davacı eşinden maddi taleplerde bulunduğu, davalının kusurlu hareketleri sebebiyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı gerekçesiyle davacı erkeğin boşanma davasının kabulüne ve lehine manevi tazminata hükmedilmiş, ilk derece mahkemesince verilen karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
… İlk derece mahkemesince davalı kadına yüklenilen ve bölge adliye mahkemesince de kabul edilen davalı kadının sürekli davacı eşinden maddi taleplerde bulunduğu şeklindeki kusura esas alınan davacı erkek tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanunu'nun 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.”

(YARGITAY 2. HD. 2019/746 E. 2019/6782 K.)

Bu Makaleyi Paylaş

Yorum

HERKESE ADALET, KİMSEYE MERHAMET...