News Photo
  • Ekim 09, 2020

Mirasçılardan Mal Kaçırmak İçin Yapılan Muvazaalı Satışlar (Muris Muvazaası)

Genel olarak muvazaa kavramı; tarafların üçüncü şahısları aldatmak için görünürde açıkladıkları iradelerinin hüküm doğurmaması veya başka bir sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını doğurması üzerine anlaşmaya varmalarıdır.

Muvazaa, mutlak muvazaa ve nispi muvazaa olarak ikiye ayrılmaktadır. Hem mutlak muvazaalı işlemlerin hem de nispi muvazaalı işlemlerin ortak unsurları; görünürdeki işlem, muvazaa anlaşması ve üçüncü kişileri aldatma kastıdır. Görünürdeki işlem, muvazaanın en temel unsuru olup tarafların aslında hiçbir hüküm ve sonuç doğurmasını istemedikleri ancak şeklen var olan işlemdir. Muvazaa anlaşması, tarafların görünürdeki işlemin hiçbir hüküm doğurmayacağı konusunda anlaşmalarıdır. Muvazaalı işlemi gerçekleştiren tarafların bu işlemi, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçekleştirmiş olmaları, muvazaalı işlemlerin diğer unsuru olan üçüncü kişileri aldatma kastını oluşturur. Bu üç unsur mutlak muvazaa ve nispi muvazaa için ortak unsurlardır. Fakat nispi muvazaanın ortaya çıkabilmesi için bu unsurlara ek olarak gizli işlem unsurunun de gerçekleşmesi gerekir. Gizli işlem, tarafların görünürdeki işlemin arkasında başka bir işlem üzerinde gizlice anlaşmalarıdır.

Mutlak muvazaa, ekseriyetle alacaklılardan mal kaçırmak kastıyla yapılmaktadır. Örneğin, icra takibinden kurtulmak isteyen tarafın gerçekte satma iradesi olmadığı halde ve sırf bu takibi boşa çıkarmak amacıyla kendisine ait olan malları satma konusunda yakını ile anlaşmasıdır. Bu halde tarafların söz konusu malları gerçekten satma veya alma iradesi yoktur. Bu nedenle bu işlem muvazaalı bir işlemdir.

Nispi muvazaa ise çoğunlukla mirasçılardan mal kaçırmak isteyen muris tarafından yapılmaktadır. Murisin bağışlama sözleşmesini, satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin arkasına gizlediği durumlarda nispi muvazaa hali mevcuttur. Örneğin; bir çocuğunu çok seven murisin, gerçekte bağışlamış olduğu taşınmazı tapuda ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya satış sözleşmesinin arkasına gizlemesi bu taşınmazın muvazaalı şekilde devredildiğini göstermektedir. Burada görünürdeki işlem, ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya satış sözleşmesidir. Muvazaa anlaşması, ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya satış sözleşmesinin aslında geçersiz olduğu yönündedir. Muvazaanın üçüncü kişileri aldatma unsuru ise diğer mirasçılara işlemin ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya satış sözleşmesi olarak gösterilmesidir. Nispi muvazaaya özgü olan gizli işlem ise ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya satış sözleşmesinin arkasına gizlenen bağışlama sözleşmesidir. Bu örnekte görünürdeki işlem olan ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya satış sözleşmesi, tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için muvazaa nedeniyle mutlak butlanla geçersizdir. Arkadaki gizli işlem olan bağışlama sözleşmesi ise taşınmaz satışı olduğu için ve bu nedenle resmi şekle tabi olması nedeniyle şekil eksikliğinden geçersizdir. Ancak taşınır mallarda ve tapusuz taşınmazlarda sözleşme bir şekle tabi olmadığından gizli sözleşme her türlü geçerli olacaktır.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası Hangi Durumlarda Açılır

Kural olarak kişi, mülkiyeti dahilindeki mallarının üzerinde dilediği gibi sağlararası veya ölüme bağlı tasarruf işlemi yapabilir. Ancak bu tasarruflar, murisin saklı paylı mirasçılarının saklı paylarına tecavüz niteliği taşıyorsa tenkis davası yoluyla bu tecavüz ortadan kaldırılır.

Muris, sağlararası hukuki işlemlerle mirasçılarından birine veya birkaçına diğer mirasçıların mal kaçırmak kastıyla daha fazla mal bırakmak isteyebilir. Ya da muris, üçüncü bir kişiye mirasçılarından mal kaçırmak kastıyla bazı karşılıksız kazandırmalarda bulunabilir. Murisin bu işlemleri nispi muvazaa yoluyla yapması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Gerçekten de muris görünüşte ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya satış sözleşmesinin arkasına bağışlama sözleşmesini gizleyerek mirasçılarından mal kaçırabilir. Bu durumda taşınır mallar veya tapusuz taşınmazlar için her ne kadar görünürdeki işlem geçersiz olsa da gizli işlem olan bağışlama sözleşmesi geçerli olacaktır. Çünkü taşınır mallar ve tapusuz taşınmaz malların devri resmi şekle tabi değildir. Fakat taşınmaz mallar açısından, görünürdeki işlem tarafların asıl iradesine uygun olmadığı için ve gizli işlem ise resmi şekle uygun olmaması nedeniyle mutlak butlanla geçersiz olur. Bu geçersizlik baştan itibarendir.

Murisin nispi muvazaa ile mirasçılarından mal kaçırması durumunda tenkis davasında olduğu gibi saklı paya tecavüz şartı aranmaz. Nispi muvazaa halinde saklı pay mirasçıları veya diğer mirasçılar saklı paya tecavüz bulunmasa dahi nispi muvazaaya konu olan taşınmaz hakkında yolsuz tescilin düzeltilmesi davası açabilir. Uygulamada bu dava, Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği gibi tapu iptali ve tescil davasıdır.

Tapu iptali ve tescil davası ile tenkis davası terditli şekilde açılabilir. Bununla birlikte tapu iptali ve tescil davası, tenkis davasına göre daha kapsamlı olduğu için ıslaha gerek olmaksızın tenkis davasına çevrilebilir. Fakat tenkis davası tapu iptali ve tescil davasına çevrilemez.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Tapu iptali ve tescili davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Bu yetki kesin yetki kuralıdır ve aksine bir yetki anlaşması yapılamayacağı gibi bu husus hâkim tarafından re’sen göz önünde bulundurulur.

İspat Yükü

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası ispat yükü açısından murisin hayatta olmamasını gerektirir. Aksi halde dava, dava şartlarından olan aktif dava ehliyeti olmaması nedeniyle usulden reddedilir. Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescili davasında davacı taraf, saklı pay sahibi olsun veya olmasın tüm mirasçılardır. Mirasçılar kendi pay ve oranları açısından tapu iptali ve tescil davasını tek başlarına açabilirler. Davalı taraf ise muvazaalı işlemi yapan kişi, onun mirasçısı veya muvazaalı yahut kötü niyetli olarak taşınmazı devralan kişidir. İyi niyetli üçüncü kişi olan kayıt maliklerine karşı bu davanın açılması durumunda üçüncü kişinin iyi niyeti tapuya güven ilkesi gereğince korunacağı için dava reddedilir. Davalı tarafın, mutlaka kayıt maliki olması gerekir. Aksi halde dava pasif husumet yokluğundan reddedilir.

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, ispat yükünün davacıda olduğu bir dava türüdür. Miras bırakanın tapulu taşınmazını özel olarak kendisinden değil, terekeden mal kaçırmak amacı ile muvazaalı olarak temlik ettiğini, kendisinin de dava tarihinde mirasçı olduğunu ispatla yükümlüdür. Yasal mirasçılar, muvazaalı işleme karşı üçüncü kişi konumunda olmaları nedeniyle muvazaa iddialarını her türlü delille ispat edebilirler.

Süre

Muris muvazaası nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil davası, herhangi bir hak düşürücü süre ya da zamanaşımı süresine tabi değildir. Bu tür muvazaalı işlemler yapıldığı andan itibaren geçersiz olduğu için belirli bir sürenin geçmesi veya tarafların onayı ile geçerli hale gelmez.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davasında Karar

Muris muvazaası nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil davasında, davacı lehine karar verilmesi durumunda mahkeme, davacıların payları oranında tapu iptali ve adlarına tesciline kararı verir. Davanın davalı lehine sonuçlanması halinde açılan dava reddedilir ve dava konusu taşınmaz davalının uhdesinde kalmaya devam eder. Davanın, yolsuz tescile güvenen iyi niyetli üçüncü kişiye karşı açılması halinde tapu kayıtlarına güven ilkesine göre iyi niyetli üçüncü kişinin kazanımı korunur ve davanın reddine karar verilir.

Yargıtay Kararı

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 02.03.2020 tarih, 2016/16715 Esas ve 2020/1437 Karar sayılı ilamında;

“Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı, mirasbırakan annesi ...'ın 1108 ada 45 parseldeki 2 numaralı bağımsız bölümde ½ pay sahibi olduğunu, kalan ½ payın da murisin eşi dava dışı ...'a ait olduğunu, mirasbırakan ve dava dışı Şahap tarafından taşınmazın çıplak mülkiyetinin tamamının miras bırakanın torunu ve davalı ...'nın da oğlu olan dava dışı ...'a, ...'ın dava dışı ...'na, adı geçenin dava dışı S. ...'e, ... tarafından da davalı ...'ya satış suretiyle devredildiğini, tüm işlemlerin mirastan mal kaçırma amaçlı, bedelsiz ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tescilini istemiştir.

Davalı, taşınmazın miras bırakan Dürdane tarafından dava dışı ...'a bedeli karşılığında devredildiğini, sonrasında üç kez el değiştiren dava konusu taşınmazı bedeli karşılığında dava dışı üçüncü kişiden satın aldığını, iyiniyetli olduğunu, muvazaanın bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1928 doğumlu mirasbırakan ...'ın 06.10.2012 tarihinde ölümü üzerine geride mirasçı olarak davacı oğlu Z. ile dava dışı eşi ... ve dava dışı oğlu ...'ın kaldıkları, dava konusu 1108 ada 45 parseldeki 2 no'lu bağımsız bölüm ½'şer eşit paylarla mirasbırakan ve dava dışı eşi Şahap adlarına kayıtlı iken taşınmazdaki paylarının tamamını intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini 28.12.1995 tarihinde davalı ...'nın oğlu olan dava dışı torunu Metehan Halat'a, adı geçenin 11.05.2010 tarihinde satış yoluyla dava dışı ...'na, adı geçenin de 05.08.2010 tarihinde satış yoluyla dava dışı ...'na, adı geçenin son olarak 15.12.2011 tarihinde davalı ...'ya satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre ve özellikle temliklerin muvazaalı olduğu saptanarak davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalı vekilinin işin esasına yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine.

Ancak, bilindiği üzere 6100 Sayılı HMK'nun 26/1’inci maddesi; "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." hükmünü içermektedir. Aynı Kanunun 297/2. maddesinde ise; "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." düzenlemesi yer almaktadır. Kamu düzeninden olan doğru sicil oluşturma ilkesi gereğince hâkimin infazı kabil karar verme yükümlülüğü vardır. Yasa maddesinin bu açık hükmüne göre, mahkemelerce kurulan hükümler infaz sırasında tereddüt ve şüphe yaratmayacak nitelikte olmalıdır.

Somut olaya gelince, dava konusu taşınmazın yalnızca ½ payı mirasbırakan Dürdane tarafından temlik edildiği halde, yargılama sırasında sağ olan murisin eşi dava dışı ... tarafından devredilen ½ payın da kabul kapsamına alınarak HMK'nın 26’ncı maddesine aykırı şekilde taşınmazın tamamı yönünden iptal-tescil hükmü kurularak fazla pay üzerinden kabul kararı verilmesi doğru olmadığı gibi, mirasbırakan ...'ın veraset ilamına atıf yapılarak, mirasbırakan tarafından temliken geçen pay yönünden davacının miras payı oranında tapu kaydının iptali ile iptal edilen payın davacı adına tesciline karar verilmesi, kalan payın davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, HMK'nın 297/2’nci maddesi göz ardı edilerek, davacının miras payı açıkça belirtilmeksizin ve veraset ilamına atıf yapılmaksızın infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm kurulmuş olması da isabetsizdir.

Davalının değinilen yön itibariyle yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün ( 6100 Sayılı Kanun'un geçici 3’üncü maddesi yollaması ile ) 1086 Sayılı HUMK'nun 428’inci maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz eden davalıya geri verilmesine, 02.03.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

Bu Makaleyi Paylaş

Yorum

HERKESE ADALET, KİMSEYE MERHAMET...